Yarışma Öğrenmeyi Hızlandırır mı? Rekabetin Faydası ve Sınırı
Sıralama açıklanınca herkes daha çok çalışır mı? Yarışmanın öğrenmeye ne kattığını, sıralamanın neyi anlatmadığını ve rekabetin hangi noktada öğrenmenin önüne geçtiğini ele alıyoruz.
Nisanur Keleş 5 dk okuma
Okulda ve kurslarda yarışma fikri hep aynı vaatle sunulur: sıralama açıklanınca herkes daha çok çalışır. Bu vaadin doğru olduğu durumlar vardır, ama koşulsuz değildir. Rekabet bazı öğrencide gerçekten bir hız kazandırır, bazısında ise çalışmayı bütünüyle anlamsızlaştırır. Aradaki farkı belirleyen şey öğrencinin yeteneği değil, yarışın nasıl kurulduğu ve sıralamanın hangi anlama geldiğidir. Bu yazı, yarışmanın öğrenmeye ne kattığını ve nerede katkı olmaktan çıkıp yük hâline geldiğini adım adım ele alıyor.
Yarış Neden Bazen İşe Yarar?
Bir hedefin somut ve yakın olması, çalışmayı kolaylaştırır. "Matematiği geliştir" cümlesi belirsizdir; "önümüzdeki turnuvada şu tür soruları çözebil" cümlesi ise sınırı çizilmiş bir iştir. Yarışma tam da bu sınırı hazır getirir. Tarih bellidir, kapsam bellidir, sonuç görünür olacaktır. Erteleme eğilimi olan bir öğrenci için bu dışarıdan gelen çerçeve, kendi kurabileceği herhangi bir plandan daha bağlayıcı çalışır. Katkının kaynağı rekabetin kendisi değil, yarışın getirdiği bu netliktir.
İkinci fayda ölçülebilirlik duygusudur. Tek başına çalışan öğrenci ilerleyip ilerlemediğini çoğu zaman kestiremez; konu bittiğinde de "yeterince öğrendim mi" sorusu havada kalır. Yarış ortamı bu belirsizliği azaltır, çünkü aynı işi yapan başka insanlar vardır ve zorluk seviyesi ortaklaşmıştır. Öğrenci burada kendi seviyesini değil, çalışmasının hangi tür soruda yetersiz kaldığını görür. Bu tespit, doğru okunduğunda çok değerli bir geri bildirimdir.
Sıralamanın Anlattığı ve Anlatmadığı
Bir sıralama listesi tek bir günün, tek bir soru setinin ve tek bir ölçme biçiminin fotoğrafıdır. Aynı grup ertesi hafta başka bir set çözse liste değişir. Üstelik listedeki komşu basamaklar arasındaki fark çoğu zaman anlamlı bir bilgi taşımaz; on beşinci ile on yedinci sıra arasındaki mesafe, bir soruda yapılan dikkat hatası kadar incedir. Sıralamayı bir yetenek ölçüsü gibi okumak bu yüzden yanıltıcıdır. Onu bir durum raporu gibi okumak ise gerçekten yol gösterir.
Sıralamanın anlatmadığı şeyler de vardır. Kimin ne kadar süre çalıştığını, hangi konuya ilk kez baktığını, hangi imkânlarla hazırlandığını, o gün hasta olup olmadığını liste göstermez. Yalnızca çıktıyı gösterir. Öğrenciye "sen kaçıncı oldun" diye sormak yerine "hangi bölümde zorlandın" diye sormak, aynı listeden çok daha kullanışlı bir bilgi çıkarır. Aynı liste, sorulan soruya göre ya öğretici olur ya da yalnızca moral bozar.
Rekabet Ne Zaman Yıpratır?
Yarışın öğrenmeyi baltaladığı ilk durum, sonucun kimliğe dönüşmesidir. Öğrenci "bu sınavda iyi gitmedim" yerine "ben zaten bunu yapamıyorum" demeye başladığında, çalışma bir gelişim işi olmaktan çıkıp bir savunma işine döner. Böyle bir öğrenci zor soruya hiç girişmez, çünkü girişip başaramamak riskini almak istemez. Oysa öğrenmenin büyük kısmı tam olarak o zor soruda, hata yaptıktan sonraki dakikalarda gerçekleşir.
İkinci yıpratıcı durum, yarışın sürekli hâle gelmesidir. Her hafta yeni bir sıralama, her denemede yeni bir basamak açıklandığında öğrenci hiçbir zaman toparlanma alanı bulamaz. Kaslar gibi zihin de yüklenme ile dinlenme arasında dönüşümlü çalışır. Aralıksız değerlendirilen bir öğrenci, öğrendiği şeyi oturtacak sessiz zamanı kaybeder. Bir süre sonra çalışma, konuyu anlamak için değil, bir sonraki listede düşmemek için yapılır; bu da en verimsiz çalışma biçimidir.
Sağlıklı Bir Yarış Nasıl Kurulur?
Sağlıklı yarışın ilk şartı, ödülün yalnızca en üst basamağa değil, ilerlemeye de verilmesidir. Bir öğrenci geçen ay çözemediği soru tipini bu ay çözebiliyorsa, listedeki yeri değişmemiş olsa bile ortada gerçek bir kazanım vardır ve bunun görülmesi gerekir. İkinci şart, yarışın gönüllü olmasıdır; katılmak istemeyen öğrenciyi zorlamak, ona genellikle konudan uzaklaşmayı öğretir. Üçüncü şart ise sonucun ardından mutlaka bir çözüm oturumunun yapılmasıdır.
Takım biçiminde kurulan yarışmalar da çoğu zaman bireysel olanlardan daha öğreticidir. Bir öğrencinin çözümü arkadaşına anlatması, o konuyu ikinci kez ve daha derin biçimde öğrenmesini sağlar. Anlatan kişi, kendi eksiğini anlatırken fark eder. Takım düzeni ayrıca yenilgiyi de dağıtır; kaybedilen bir turun yükü tek bir kişinin omzunda kalmaz. Bu nedenle küçük yaş gruplarında takım usulü yarışmalar genellikle daha iyi sonuç verir.
Öğrenciye Ne Söylemeli?
Yarış öncesinde en işe yarayan cümle, sonucu değil hazırlığı öne çıkaran cümledir. "Kazanmanı bekliyorum" cümlesi baskı üretir; "hazırlandığın konuları görme fırsatın olacak" cümlesi ise çerçeveyi öğrenmeye çevirir. Sonuç açıklandıktan sonra da ilk soru sıralama olmamalıdır. Önce nasıl geçtiği, hangi soruda takıldığı, nerede kendini rahat hissettiği konuşulur. Sıralama bu konuşmanın sonunda, bir başlık olarak değil bir ayrıntı olarak yer alır.
Kaybeden öğrenciye söylenecek en gereksiz şey, "önemli değil" cümlesidir. Öğrenci için önemliydi ve bunu inkâr etmek onu yalnızlaştırır. Bunun yerine hayal kırıklığının meşru olduğunu kabul etmek, ardından somut bir sonraki adım koymak daha işe yarar. Üzüntünün bir gün sürmesi doğaldır; bir haftaya yayılması ise çoğu zaman etraftaki tepkilerin büyüklüğünden kaynaklanır.
Yarışın Dışında Kalanlar
Her öğrenci yarışmayı sevmek zorunda değildir. Bazı çocuklar için sıralama, dikkati bütünüyle dağıtan bir gürültüdür ve bu bir eksiklik sayılmaz. Bu öğrencilerde motivasyon genellikle merak ve ustalaşma duygusundan gelir; bir konuyu sonuna kadar götürmek onlara yarışmaktan daha çekici gelir. İyi bir öğrenme ortamı her iki tipe de yol açar, birini diğerine dönüştürmeye çalışmaz.
Sonuç olarak yarışma, doğru kurulduğunda öğrenmeyi hızlandıran bir araçtır; amaç hâline geldiğinde ise öğrenmenin önüne geçer. Ayrımı yapmak için tek bir soru yeterlidir: yarış bittikten sonra öğrencinin elinde, listedeki basamağı dışında bir kazanım kalıyor mu? Cevap evetse rekabet işini yapmıştır. Hayırsa, o yarışın kurgusu üzerinde yeniden düşünmenin zamanı gelmiştir.