İçeriğe geç
Rize Gündem

Gündemi anlamanın sade yolu

Çalışma Hayatı

Pazar Akşamı Başlayan Gerginlik Nereden Geliyor

Hafta sonu bitmeden çöken o ağırlık, işi sevmemekle değil, iki düzen arasındaki geçişle ilgili. Küçük düzenlemeler belirgin fark yaratıyor.

Oğuzhan Erdemli 3 dk okuma

Hafta sonunun keyfi çoğu zaman sonuna kadar sürmez. Pazar öğleden sonrasında, henüz hiçbir şey olmamışken, sebebi belirsiz bir ağırlık belirir. Saat henüz erkendir, önünüzde saatler vardır, yine de zihin çoktan yarın sabaha bakmaya başlamıştır. Bu tanıdık gerginlik, çalışan pek çok insanın haftalık ritmine yerleşmiş sessiz bir eşliktir.

Buna çoğu kişi işini sevmemesinin işareti olarak bakar. Oysa işini seven insanlar da benzer bir daralma yaşar. Mesele işin içeriğinden çok, bir düzenden diğerine geçme anıdır. İnsan zihni geçişleri zorlar; hem başlarken hem biterken bir sürtünme üretir.

Beklentinin bugüne sızması

Bu gerginliğin merkezinde, gelecekteki bir yükü bugüne taşıma eğilimi vardır. Pazartesi henüz gelmemiştir, ama zihin onun provasını yapar. Yapılacak işleri sıralar, zor bir görüşmeyi kafasında canlandırır, gecikmiş bir işi hatırlar. Bu prova hiçbir işi ilerletmez; yalnızca dinlenmeye ayrılmış saatleri tüketir.

Beklentinin bir başka biçimi de hafta sonunun muhasebesidir. "Yeterince dinlendim mi, planladıklarımı yapabildim mi" sorusu, iki güne fazla anlam yüklendiğinde kaçınılmaz olarak hayal kırıklığı üretir. Kısa bir zaman dilimine büyük beklentiler yerleştirmek, o zamanı baştan riskli hale getirir.

Bitişin nasıl planlandığı

Pazar akşamının ruh halini belirleyen şeylerden biri, günün nasıl kurgulandığıdır. Hafta sonunun ağır işlerini pazar akşamına yığmak, günün son bölümünü baskıyla doldurur. Ütü, temizlik, evrak işleri ve ertesi güne hazırlık aynı saatlere sıkıştığında, geçiş sarsıcı olur.

Bu işlerin bir kısmını cumartesiye ya da pazar sabahına almak, akşamı serbest bırakır. Serbest kalan akşam, hafta sonunu sonlandırmak yerine yumuşak bir iniş sağlar. Küçük bir plan değişikliği, duygunun tonunu ciddi biçimde değiştirebilir.

Bir başka etkili yöntem, pazartesi sabahını pazar akşamından hafifletmektir. Ertesi günün ilk yarım saatinde ne yapılacağını yazmak, zihindeki belirsiz yığını somut bir listeye dönüştürür. Belirsizlik gerginlik üretir; netlik gerginliği söndürür. Üstelik bu liste beş dakikada hazırlanır.

Uykuya doğru daralan alan

Pazar akşamı gerginliği çoğu zaman uykuya da yansır. Yatağa girildiğinde zihin hızlanır, ertesi güne dair düşünceler sıraya girer, uykuya dalış gecikir. Geç kalınan uyku, pazartesi sabahını gerçekten zorlaştırır ve böylece beklenti kendini doğrular. Döngü, korkulan şeyin yaşanmasıyla tamamlanır.

Bu döngüyü kırmanın en basit yolu, hafta sonunda uyku saatini çok fazla kaydırmamaktır. Cumartesi gecesi çok geç yatmak, pazar gecesi uykuya dalmayı zorlaştırır. Aradaki fark bir saati aşmadığında, geçiş belirgin biçimde kolaylaşır.

Hafta sonunu bitirmeden yaşamak

Pazar akşamının en çok işe yarayan çaresi, o saatlere kendi başına bir değer vermektir. Hafta sonunun kuyruğu olarak görülen zaman, bir şeyin sonu olmaktan çıkıp kendi içinde bir zaman haline geldiğinde ağırlığını kaybeder. Sabit ve beklenen küçük bir alışkanlık bunun için yeterlidir: uzun bir yemek, bir film, bir yürüyüş, biriyle yapılan telefon görüşmesi.

Beklenen bir şeyin varlığı, dikkati yarından bugüne çeker. Zihin ileriye değil, yakın ve hoş bir noktaya bakar. Bu, kaçış değil, dikkatin gerçekçi biçimde yönlendirilmesidir; çünkü yarın hakkında pazar akşamı yapılabilecek çok az şey vardır.

Son olarak, bu duyguyu tümüyle yok etmeye çalışmamak gerekir. Hafta sonu ile iş haftası arasında bir fark varsa, geçişte bir sürtünme olması doğaldır. Sürtünmenin varlığı bir sorun değildir; onu büyütmemek yeterlidir. Duyguyu tanıyıp "bu her pazar gelir ve geçer" diyebilmek bile, gerginliği ciddi ölçüde küçültür.

Bu duygunun herkeste aynı şiddette olmaması da dikkat çekicidir. Çalışma düzeni esnek olanlar, hafta içi ile hafta sonu arasında keskin bir sınır yaşamadıkları için geçişi daha az hisseder. Buna karşılık işi net saatlerle çerçevelenmiş kişilerde sınır belirgindir ve geçiş daha sarsıcı olur. Yani duygu, kişilikten çok düzenin biçimiyle ilgilidir.

Bir de pazar akşamının uzun yıllar boyunca kurulmuş çağrışımları vardır. Okul döneminden kalan ödev telaşı, ertesi gün hissi, hazırlık gerginliği. Yetişkinlikte içerik değişse de kalıp yerinde kalır. Bunu fark etmek bile, duyguya bugüne ait olmayan bir tarafı olduğunu gösterir.

Haftanın ritmini değiştirmek çoğu insanın elinde değildir. Ama o ritmin içindeki tek bir akşamın nasıl geçtiğini düzenlemek, çoğu zaman mümkündür ve sanılandan daha fazla fark yaratır.